Archive for November 2008

Öğretmeni, Öğretmenler Günü’nde bile konuşturmadılar!

 

 

Öğretmeni, Öğretmenler Günü’nde bile konuşturmadılar

ZONGULDAK’ın Ereğli İlçesi’nde, Öğretmenler Günü’nde konuşma yapması istenen emekli öğretmen 47 yaşındaki Gül Korkmaz’in hazırladığı metin, İlçe Milli Eğitim Müdürü Turan Akpınar’ın başkanlığını yaptığı komisyondan veto yedi. Korkmaz’dan “Servet ya da şöhret istemiyoruz elbet, ama güzel okul binaları istiyoruz, spor salonları, müzik odaları olan. Tiyatro salonları istiyoruz. Servet istemiyoruz evet ama yayınları takip edecek, teknolojiden faydalanacak, insanca yaşayabilecek bir maaş istiyoruz” cümlelerinin ve şair Nazım Hikmet’in ‘Güneşli günler göreceğiz’ şiirinin bir bölümünün yer aldığı konuşma metnini değiştirmesi istendi. Korkmaz’ın buna karşı çıkması üzerine, törende başka bir emekli öğretmene konuşma yaptırıldı. Korkmaz ise törene katılmayarak bu durumu protesto etti.

Ereğli İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü, 24 Kasım Öğretmenler Günü nedeniyle düzenlenecek programı hazırlaması için Ereğli Anadolu Meslek ve Meslek Lisesi’ni görevlendirdi. Lise de geçen Temmuz ayında emekli olan ve tören kapsamında salonda emekli öğretmenlerle birlikte plaket alacak olan Fransızca öğretmeni Gül Korkmaz’dan, emekli öğretmenler adına bir konuşma yapmasını istedi. İlçe Milli Eğitim Müdürü Turan Akpınar’ın başkanlığını yaptığı Anadolu Meslek ve Meslek Lisesi öğretmenlerinin yer aldığı komisyon, törenden 10 gün önce toplandı. Korkmaz’ın konuşma metnini inceleyen komisyon, 24 yıllık emekli öğretmenden konuşmasının bazı bölümlerini değiştirmesini istedi. Korkmaz bunu kabul etmeyince, bugün Erdemir Kültür Merkezi’nde düzenlenen törende emekli öğretmen Gönül Çelik konuşma yaptı.

‘ASLINDA UMUTLU BİR KONUŞMAYDI’

Evli, 2 çocuk annesi Gül Korkmaz konuşma metninin tören için uygun görülmemesine şaşırdığını söyledi. Konuşma yapması istendiğinde düşünmeden kabul ettiğini ifade eden Korkmaz, şunları söyledi:
“Törenden 10 gün önce hazırladığım metni istediler. İlçe Milli Eğitim Müdürü, konuşmamda bazı bölümleri değiştirmemi istemiş. Bunu bana ilettiler. Ben de değişiklik yapılacak birşey olmadığını, tek bir yerini değiştirmeyeceğimi, uygun olmayan bir şey varsa sorumluluğunu üstlendiğimi söyledim. Ancak konuşmamda, potokole karşı öğretmenleri zor durumda gösteriyo olduğum, genç öğretmenlere daha moral verici şeyler söylememin uygun olacağı söylendi. Daha sonra zaten yerime bir başkasının konuşacağını söylediler. Biz Atatürk’ün öğretmenleriyiz. O içinde bulunduğu koşulları düşünmedi. Biz de düşünmemeliyiz. Aslında bu mesajları veren umutlu bir konuşma olacaktı. Ben belki de son kez öğretmen arkadaşlarıma ve öğrencilerime hitap edecektim. İsterdim orada bulunmak. Emekli öğretmenlerle birlikte ben de plaket alacaktım. Ama bu olaydan sonra törene gitmeyeceğimi, verecekleri plaketi de istemediğimi söyledim. Çünkü burukluk yaşadım, üzüldüm.”
Ereğli İlçe Milli Eğitim Müdürü Turan Akpınar ise bu tür törenlerin komisyon ile organize edildiğini, başkanı olduğu komisyonun Gül Korkmaz’ın konuşmasını, 24 Kasım Öğretmenler Günü’nün anlamına uygun görmediklerini belirterek, siyasi tartışmaların yaşanmasına mahal vermek istemediklerini söyledi.

İŞTE ‘SAKINCALI’ KONUŞMA

ÖĞRETMENLER Günü’nde konuşma yapması istenen emekli öğretmen Gül Korkmaz’ın hazırladığı, İlçe Milli Eğitim Müdürü Turan Akpınar’ın başkanlığını yaptığı komisyonca değiştirlmesi istenen metin şöyle:
“Öğretmenlik mesleğini sevmiyorsan asla girmeye cüret etme, büyük ekseriyetle ne servet ne de şöhret vadeder. Fakat sırf kendi hatırı için onu sevenlere insanlığın asalet ünvanının vadeder.
Sayın Kaymakamım, Saygıdeğer Konuklar;
Konuşmama çok sevdiğim bir sözle başlamak istedim. Gerçekten de bu asil meslek genellikle şöhret ya da servet vadetmez. Zaten bizim istediğimiz de ne sevret ne de şöhrettir. Bizim işimiz geleceği şekillendirmektir. Bize emanet edilen körpe beyinleri, bilimin ışığıyla donatarak yapmak isteriz bunu da. Biz, onları bilimin, aklın, insanlığın ışığıyla donatalım, onlar da geleceğimizi aydınlatsınlar isteriz.
Ama bunu yapmak için gerekli olan alt yapıların oluşmasını isteriz elbet. Öncelikle öğretmen yetiştirirken istihdamın göz önünde bulundurulmasını ve öğretmen adaylarının her türlü donanıma sahip olmalarını isteriz ve okulunu bitirip öğretmen olan genç meslektaşlarımızın yeniden sınava tabi tutulmalarını istemeyiz sanırım.
Evet, servet ya da şöhret istemiyoruz elbet, ama güzel okul binaları istiyoruz. Spor salonları, müzik odaları olan. Tiyatro salonları, kantini olan. Yöneticileri, öğretmenleri ve diğer çalışanlarının bilgili, birikimli, fedakar olduğu okullar istiyoruz.
Okullar istiyoruz, yemekhaneleri olan, yemek bedelinin devlet tarafından ödendiği. Tam gün eğitim veren okullar. Öğrencilerin servis hizmetlerinin parasız olduğu okullar.
Servet istemiyoruz evet ama yayınları takip edecek, teknolojiden faydalanacak, insanca yaşayabilecek bir maaş istiyoruz.
Ve daha başka istekler… Tüm bunlar, şimdi bize gerçekleşmesi mümkün olmayan istekler gibi geliyor… Evet bana da öyle geliyor ilk başta. Ama sonra Başöğretmen Atatürk geliyor aklıma. O, hedeflerini belirlerken içinde bulunduğu durumun imkan ve koşullarını düşünmedi ve bize de bunu öğütledi. İstersek yapabiliriz ve ben yapabileceğimize inanıyorum.
Tüm bunları hatta daha fazlasını yapabiliriz, yapmalıyız, yapacağız. Biz Türkiye Cumhuriyeti’nin öğretmenleriyiz. Biz ve yetiştirdiğimiz genç ve aydınlık beyinler elele her güçlüğü yeneceğiz. Şairin dediği gibi güneşli günler göreceğiz.

İnanın güzel günler göreceğiz çocuklar
Güneşli günler göreceğiz
Motorları maviliklere süreceğiz çocuklar
Işıklı maviliklere süreceğiz
Çocuklar inanın, inanın çocuklar
güzel günler göreceğiz güneşli günler
Motorları maviliklere süreceğiz.

http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalDetay&ArticleID=909860&Date=24.11.2008&CategoryID=77

Kadın-erkek eşitliğinde ha Suudi Arabistan ha Türkiye !!

 

Radikal/13 Kasim 2008

Dünya Ekonomik Forumu’nun yayımladığı yıllık kadın-erkek eşitliği sıralamasında Türkiye 130 ülke içinde 123. sırada yer aldı. Ön sıraları Kuzey Avrupa ülkelerinin tuttuğu raporda, Birleşik Arap Emirlikleri 105, Suudi Arabistan 128. sıraya yerleşti.

CENEVRE - Cenevre merkezli Dünya Ekonomik Forumu’nun (WEF) her yıl yayımladığı, 130 ülkeyi kapsayan dünyada kadın-erkek eşitliğinin durumu hakkında hazırlanan rapor, kadınların erkeklerle sağlık ve eğitim, ekonomik güç ve siyasi temsil açısından, hangi ülkede ne kadar eşit olduğunu ortaya koyuyor. İlk sıraları geçen yıl olduğu gibi Norveç, Finlandiya, İsveç ve İzlanda’nın aldığı raporda, Çin, ABD ve Fransa’nın net bir ilerleme kaydettiği belirtildi.

Kuzey Avrupa ülkelerinin kadına çalışma hayatında doğum sırasında tanınan haklar, yüksek standartlı eğitim olanakları ve çocuk bakımında devlet yardımı ile liste başında geldiği rapora göre, Kuzey ülkelerinin bile bazı alanlarda mesafe katetmesi gerekiyor. 1’inci ülke konumunu bu yıl da korurayan Norveç’de dahi durumun mükemmellikten uzak olduğunu hatırlatıyor. Norveçli kadınlar, erkeklerin sahip olduğu ekonomik ve siyasi fırsatlar ile sağlık ve eğitim olanaklarının sadece yüzde 82’sine sahip.

Kuzey ülkelerinin hemen altında ise İngiltere ve Almanya gibi ülkeler yer alıyor ki buralarda daha büyük sorunlara işaret ediliyor. Rapora göre İngiltere ve Almanya bu konuda ileriye değil geriye gidiyorlar.

Dünya Ekonomik Forumu bu durumun faturasını sadece kadınların değil, tüm ekonominin ödeyeceğinin altını çiziyor. Zira nüfusun yarısı gerçek üretim potansiyelini ortaya koyamadığı için ekonomi de bundan olumsuz etkileniyor. Başka büyük ekonomilerin de kadın erkek eşitliğini sağlamada bir hayli mesafe katetmesi gerektiği anlaşılıyor.

Fransa, geçen yıl 51. sırada yer bulurken, kadınların ekonomik ve siyasi hayata katılımında sağlanan gelişmeden dolayı bu yıl 15. sıraya yükseldi.

Çin’de cinsiyetler arasındaki eşitsizliklerin giderilmesi yolunda önemli ilerlemeler sağlandığı kaydedilen raporda, bu ülkenin geçen yıla nazaran 17 basamak yükselerek 57. sıraya oturduğu ifade edildi.

ABD ise 2007 yılında 31. sırada yer alırken, bu yıl 27. sıraya yükseldi.

Raporda Türkiye 123. sırada gösterildi. Tunus 103, Ürdün 104, Birleşik Arap Emirlikleri 105, Mısır 124, Fas 125, Pakistan 127, Suudi Arabistan 128 ve Yemen 130. sıraya yerleşti.

Söz konusu raporun, eğitim seviyesi, siyasete katılım, sağlık ve yaşam süresi gibi kriterlere bakılarak hazırlandığı ifade edildi.

küresel iç titreme…

Ece Temelkuran yazmis:

Küresel iç titreme…
İçinizden geçen bütün her şeyi Kenya’nın bir köyündeki bir kadın, Washington’daki bir adam, Paris’teki bir genç kadın ve Kuala Lumpur’daki bir genç adam da içinden geçirdi. Sizin nasıl gözünüz dolduysa onlar da aynı şekil. Bu, Obama’dır. Obama, sadece Obama değil yarattığı küresel iç titremesidir. Bu da dünyanın başına sık sık gelen bir şey değildir.
Hayatımda ilk kez bir Amerikalının yerinde olmak istedim. Muhtemelen Jessie Jackson gibi zırıl zırıl ağlar, Oprah Winfrey gibi bas bas bağırırdım. Ve en çok ülkeme yeniden inandığım için sevinçten çıldırırdım. Biri gelse. Bu ülkeye de biri gelse ve yeniden inandırsa bizi iyi insanlar olabileceğimize diyorum şimdi. Biri gelse ve biz de desek ki:
‘Evet, yapabiliriz!’
Obama işte dünyaya dalga dalga bu hissin yayılmasıdır. Herkesin kendi ülkesi için o birini atamaya başlamasıdır. Bu siyah kardeşimiz öyle ya da böyle dünyanın vicdanını gıdıklamıştır. Dünyanın bu tarafından ‘Thanks man!’ diyoruz kendisine. Sağ olasın Obama! 

yes, they can!!!

grant_park_082.jpg

-Fotograf “Time” dergisinden alinmistir-

Cumhuriyetcilerin koseye sIkIstikca seviyeyi asagiya cektikleri ve son haftalarda bikkinlik veren bir secim sezonundan hakettigi bir zaferle cikti Barack Obama. Bilincli, akilli ve sogukkanli bir secim kampanyasi yuruttu.  Ama yine de sonuclari beklerken endiseliydik. Ne de olsa bu halk Bush’u korku bokuna ikinci defa baskan secmisti. Ama bu sefer “yeter artik” demeyi bildiler. Genclerin ve simdiye kadar varliklarinin birseyleri degistirebilecegine dair inanclari hic olmayanlarin umutla ve coskuyla oy vermeleri aradaki farki daha da acti.  Artik onlarin da isterlerse cok seyi  degistirebileceklerine dair, gidisata dur diyebileceklerine dair umutlari var. Yillardir haketmedikleri bir yonetim altinda ulkelerinin uluslararasi politikalarindan ve de baskanlarindan utanir hale gelmis bilincli, adam gibi adam Amerikalilardan duydum ilk defa…Diyorlardi ki: Ulkemle gurur duymak ne demekmis yillar sonra tekrar hatirladim.

Secim sonuclari aciklandiktan sonra Obama’nin konusmasini izlemek icin bekledim sali gecesi. Konusmaya basladiginda ise bogazima bir yumruk oturdu. Bir taraftan kutlamalarda sevincten, coskudan aglayan kalabaliga bakiyor, bu basarida Obama’yi ictenlikle desteklemek disinda fiziksel olarak hicbir payim olmamasina ragmen  onlarin sevincini paylasmaya calisiyordum. Ama icten ice kendi ulkemin bana boyle bir sevinci hic yasatmamis ve belki de hic yasatmayacak olmasi bogazimdaki yumrugun asil nedeniydi galiba. Dusumdum de ilk defa, “aman kotunun iyisi ne yapalim baska parti mi var?” ya da “buna oy vermezsek digeri gelecek basa” demeden, politik planini ve durusunu destekledigim bir politik parti boyle bir zaferle cikti secimlerden. Olsun, bu butun dunya icin de buyuk bir kazanim, hem sen degil miydin kendine dunya vatandasiyim diyen, sevin iste diyerek avuttum kendimi.

Buruk sevinc boyle birseymis…

ne günahtır, ne değildir?

Hopeforbetterdays malum asagilik adam hakkinda yazmaya ve diger yazilanlari burada yayinlamaya devam edecek.

Bu asagidaki yaziyi bu haftaki Radikal 2′de Hulya Eksigil yazmis. Bu guzel yazi icin tesekkurler!

100% katiliyorum kendisine.

———————————————————————————–

Ne günahtır, ne değildir?

Dinibütün bir kişiye “günaha girdim” duygusunu veren nedir? Kendini “dindar” olarak tanımlayan birine sorsak örneğin…   - Bir dilim domuz jambonunu afiyetle gövdeye indirmek?
- Haşaaaa!
- Yakut rengi bir kadeh şarapla keyfetmek?
- Evlerden ırak Ya Rabbi!
- Güneşi görünce yakanı bağrını açıp çayıra çimene serilivermek?
- Destur de!
- Peki, başı sıkışınca yalan söylemek?
- Çok gerekirse…
- Eş dost vasıtasıyla ihale alıp iş çevirmek?
- Geç bunu, Kuran’da yeri bile yok!
- Analarını parayla satın aldığın söylenen küçük kızların oralarını buralarını ellemek?
- Kendi rızası varsa…

Benim de hakkım var
Bu konuşmanın bu şekilde cereyan edebileceği, yüzü tutup böyle cevap veremese de aklından bu şekilde geçireceğini bildiğiniz ne kadar çok insan var değil mi etrafta?

Şimdi hemen “Kendine dindarım diyen üç-beş sahtekârın yaptıklarını bütün Müslümanlara maletme!” çığlıkları atılmasın. Eğer bu adamlarla ortak paydanız Müslümanlıksa, bu tanımı kendiniz için bir “hayat tasviri” olarak görüyorsanız, tabii ki o üç-beş kişinin sahtekârlığı da sizi ilgilendirir. Eğer ahlaki ölçüleriniz vicdanınız üzerinden değil de bir kitap üzerinden hayata geçiyorsa, o kitabın ne dediği de, dediklerinin nasıl yorumlandığı da sizi bal gibi ilgilendirir. Basında gördüğünüz ve haklı olarak yakındığınız her türlü çarpıklıkta, tanıştığınız bir köşe yazarından en küçük muhabire kadar karşınıza çıkan her gazetecinin yüzüne çemkirme, kolayca genelleme hakkınız varsa, benim de Hüseyin Üzmez’e bakarak bu dinin bir yorumunun çocuklara ve kadınlara olan yaklaşımına isyan etme hakkım var!

14 yaşındaki bir çocukla dedesi yaşındaki bir adamın arasında telaffuz edilmesi yürek yakan şeyleri “rızası vardı/yoktu”, “ruhunda iz bıraktı/bırakmadı” diye tartışabilenlere insan sıfatını yakıştırmama hakkım var.

Bütün gün “günah”, “sevap”, “Allah” diyen bir adamın vicdanıyla arasındaki artık kapanması mümkün olmayan mesafeye bakıp dehşete düşmeye hakkım var.

“Evinin direğini” güle oynaya cezaevinden çıkaran, çocuğu yaşındaki birinin yaşadıklarını kendi vicdanında aklayabilen bir kadının kadınlığından utanmaya hakkım var.

Bu bir tesadüf mü ki, Üzmez gibi olanlar için kişinin -zararsa eğer- kendine zarar verebileceği her şey günah da, sonuçlarından başkalarının da etkileneceği ayan beyan olan eylemler mübah! Dinlerin buyrukları arasında “vicdanı olmayanları da insan gibi davranmaya” yöneltmeyi hedefleyen pek çok madde var. Peki bu denli dirençli vicdanlara ne yapılacak? Dinibütün görünen birinin ahlaksızlığına geçirilmeye çalışılan kılıfları kim söküp atacak? Dindarlığın arkasına sığınıp vicdanını rahatlatmak için değil, “cemaatinin bir üyesini temize çıkarmak” için yazıp çizen ve karar verenlerin yarattığı kirlenmeyi kim durduracak? Bunun cevabı aslında çok belli. Kendini “dinibütün” olarak tanımlayan ve “bir avuç ahlaksızın” İslam’ın adını kirletmesine karşı çıkanlar… Örneğin Meclis’teki “yüzde 47’likler”, din adamları, Cuma namazlarını caddelere taşıran kalabalıklar, türbanın özgür bırakılması için yollara dökülenler? Bu ayıbın failleri benim “din kardeşim” saydığım birileri olmadığı halde içim bu kadar öfke ve isyanla kabarıyorsa, sizin niye hiç sesiniz çıkmıyor? Yoksa siz de sonunda “Eh, kendi rızası varsa…” mı diyeceksiniz?

gülerler elbette

Hikmet Bila   - Geniş Açı

Küçük bir kız çocuğuna cinsel istismarda bulunduğu için tutuklanan ama Adli Tıpraporuyla bırakılan Hüseyin Üzmez olayı bir anda ne kadar çok gerçeği ortaya çıkardı

14 yaşındaki bir çocuk cinsel istismara uğramış ama Adli Tıp, bu çocuğun ruhsal ve bedensel sağlığının bozulmadığıfetvasını vermiş.. pardon kararına varmış. Çocuğun ruhsalsağlığının yerinde olduğu hangi testlerden sonra anlaşılmış? Cinsel istismara uğramış bir çocuğun ruhsal durumu kaşla göz arasında nasıl belirlenmiş?

Demek 14 yaşında bir çocuk olmak böyle bir olayda yeterli delil değilmişİlginç olan, bu çocuk ile ilgili raporların da çelişkili olması Uludağ Üniversitesi Çocuk Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanlığının raporuna göre çocukta intihar eğilimi var. Teşhis,ağır patolojik depresyon ve anksiyete Ortada çelişkili iki rapor varken, üçüncü bir rapora neden ihtiyaç duyulmamış?

Devlet Bakanı Nimet Çubukçunun Adli Tıp raporuna itiraz edileceğini açıklamasından sonra Bursa Sosyal Hizmetler Müdürlüğü harekete geçti ve İstanbul Adli Tıp Kurumunun Üzmezin bırakılmasına olanak sağlayan raporuna itiraz etti.

Olaya tepkiler de çığ gibi büyüyor. Sivil toplum kuruluşları ayakta. İlahiyat dünyası ayakta. İslamcı kesimden bile Bu bir rezilliksesleri yükseliyor.

***

Bu tepkiler içinde bir tanesi var ki, olayın vahimboyutunu gözler önüne seriyor. Türk Tabipleri Birliği de, Adli Tıp raporunu, bilimsel boyut ve hekimlik açısından inceleme kararı aldı. Ve bir de açıklama yaptı.

Bu açıklama, olayın sadece bir Hüseyin Üzmez ve cinsel istimarda bulunduğu çocuk olayı olmadığını çok çarpıcı bir biçimde ortaya koyuyor:

Sanığın serbest bırakılması ve olayın hızla gelişme süreci, böyle bir travmaya maruz kalan tüm çocuklara gözdağı niteliğindedir. Yaşadıklarını anlatmakta zorlanan çocuklar, bu gibi olaylarla korkutulup sindirilmektedir.

Böyle bir travmaya maruz kalanve kalabilecek çocukların durumunu gözünüzün önüne getiriniz. Zaten yaşadıklarını anlatamayan çocuk ve ailesi, suçlunun bir Adli Tıp raporuyla bırakılacağına inanacaklar ve gıklarını bile çıkaramayacaklardır. Gazetelerin, televizyonların, halkın diline düşme korkusu da cabası. Bunun adı da adalet olacak, çocuğun ve ailenin korunması olacak!

***

Hüseyin Üzmez gülüyor. Tahliyesinden sonra yanında oturan eşi de gülüyor.

Niye gülüyorlar?

Zihniyetlerinin, çağdaş Türkiyeye üstün geldiğini vurgulamak için mi gülüyorlar?

Kadının her biçimde kullanılabileceği inancının, kuzu kuzu oturan çağdaş kadınları bile pıstırdığı gerçeğine mi gülüyorlar?

Gülüyorlar.

Gülerler elbette

hikmet.bila@ntv.com.tr

3 Kasim 2008/Cumhuriyet

lutfen bitsin artik bu iskence!!

igrenc.Jpeg

Su Huseyin Uzmez karakteri bende artik ciddi travma yaratti. okuduklarim dehsete dusuruyor. Hele de dunku Milliyet gazatesinde karisinin kameralara adeta insanliktan nasibini almamis sapik kocasiyla gurur duyuyormuscasina bir pismis kelle ifadesiyle gulumseyen fotografini gorunce iyice bir felegim sasti. bu nasil bir midesizlik, nasil yuzsuzluktur ve daha ne kadar surecek? bu adami asmak mumkun degil midir gibi sorular geciyor surekli aklimdan. kadin milletvekilleri tepki gosteriyorlar, bu iyiye isaret ama hukuksal yoldan baska birsey yapilacak mi ya da yapmak mumkun mudur  meraktayim. sonucta ortada kapi gibi adli tiptan alinmis duzmece rapor var. yani duzmece muzmece ama rapor mu rapor…bu iskence ne zaman sona erecek? Icinde bir parca insan sevgisi olan biri bu haberleri okumaya, dinlemeye, o meymenetsizi gormeye, yuzsuzce verdigi birbirinden igrenc ayrintilara dayanamaz ama su da bir gercek ki bu olay Turkiye’de yillardan beri suregiden bastirilmis cinsellik kaynakli sapkinliklarin sadece bir tanesi. Sessizce sineye cekilen acilarin milyonlarcasindan sadece biri.

Cocuk tacizine verilecek olan cezalarin arttirilarak kesinlikle af kapsamindan cikartilmasi ilk etapta yapilmasi sart olan caydirici onlem. Daha da onemlisi ve uzun vadeli emek verilmesi gereken ise hepimiz biliyoruz ki bu hastalikli zihniyetlerin olusmasini onlemek. Bu ancak daha iyi bir egitimle ve bireylerin cinselliklerini bilincli bir sekilde, toplum baskisi olmadan, ozgurce, olmasi gereken yasta, olmasi gerektigi gibi yasamalariyla mumkun. hayal mi? Maalesef, oyle gibi duruyor…

|