Archive for August 2007

Hola!!!

Ilk Ispanyolca dersim bu aksamdi. Inanilmaz keyif aldim. Meger bunye baska bir yabanci dile susamis yillar yili…Turkce bilen her yigidin Ispanyolca’da 10 kaplan gucunde olmasi isten bile degil ben size onu soyliyim.

a, be, se, çe, de seklinde giden bir alfabe var daha ne olsun.

Yaslica, Amerikali bir Ispanyolca ogretmenimiz var. Zavalli kadin bizim ustune basa basa soyleyebildigimiz bazi sesleri, ornegin rrrrrrrrr, amerikali ogrencilere anlatirken ne dolaplar cevirmek zorunda kaldi. buyrun: o bizim bildigimiz rrrr sesini dogru cikarabilmek icin cocukluklarina donup, yerde arabalariyla rrriinnn rrrriinnn sesleri cikararak oynadiklari gunleri hatirlamalarini tavsiye etti.

Dinleyici olarak aliyorum dersi. istemedikce ne odevlerden ne de sinavlardan sorumluyum. ama yillarca ogrencilik belasindanoyle bir hale gelmisim ki bir dersi eglencesine, sirf ogrenmek icin almak ne demektir bilmiyorum.

Kadincagiz notlandirma, devam zorunlulugu, kac kere gelmeyince final notundan kac dusuyor, odevleri son gununde yapmayinca websitesinden nasil da zort diye kaldiriliyor ve sifir aliyorsun tarzinda konulara girince kalp atislarim hizlandi, cenem kilitlendi, dislerimi sIktim ve Denver’a gidecegim gun bir ders kaciracagimi ve bunun benim notlarimi nasil etkileyecegini hesaplamaya giristim. ancak kendimi telkin ve nefes alma teknikleri kullanarak sakinlesebildim. kendikendime ben bu dersi keyif icin aliyorum, not beni ilgilendirmiyor, istersem hic gelmem anasini bile satarim seklinde tekrarladim. sonra icim rahat etmedi cikista hocayla turkceyle ispanyolca da ne kadar benziyor bahanesiyle konusarak dinleyici oldugumu ama odevleri ve sinavlari elimden geldigince takip etmeye calisacagimi soyledim ki bana sorumlu degilsin ama ogrenmek icin yaparsan iyi olur desin diye…acinasi haldeyim.

buyrun size kedimin ismini heceliyim bakalim cikarabilecek misiniz..ehi…

a-zeta-be-e-i griega-a-zeta

hola

mavi göl…

Komsu eyalet Maryland’in batisinda, Lake Habeeb denilen gölun kiyisinda kamp yaptik gectigimiz haftasonu. Adi mi cekti bilmem ama ne iyi yapmisim da kamp yeri ararken takilip kalmisim buraya…su devasa kitaya adim attim atali gordugum en berrak, en temiz, en onemlisi ayagimi hangi deniz canlisina basacagimi dusunup tirsmadan girebildigim ustelik de cikmak istemedigim tek su kutlesiydi.

Kaldigimiz kabinde ilk gece sicak ve nemden dogru duzgun uyuyamadik. Ikinci gece sicak ve nemin uzerine bir de gokgurultusu esliginde yagmur inince tepemize, done dolana zorla sabahi eder etmez uykusuz bunyeleri surukledik gol kiyisina. bulutlu bir sabahti…yagmurun etkisiyle de artan sis sessiz ve durgun golun uzerine cokmustu. kimsecikler yoktu henuz…sanki bir film karesini andiriyordu hersey. oyle hu$u icinde girdim suya…ne uykusuzluk kaldi, ne yorgunluk…arindim dunya dertlerinden…

Ruya gibi biryerdi. Bakiniz soldan ilk fotograf iste o mistik sabahtan. Hemen onun sagindaki fotografi ilk geldigimiz gun (24 Agustos) cekmistim. Aksamustu 6 gibiydi…

 

Lake Habeeb-2 Lake Habeeb mavi gol-1 mavi gol-2

 

 

 

 

öyle günler

ne zaman ki benim siir okuyasim gelir, iste o zaman durup bir dusunmek gerekir…

bugun de oyle gunlerden…ben Turkiye’ye donup kendimize bir hayat kurmayi hayal ettikce olumsuzluk uzerine olumsuzluk, lackalik ustune lackalik duymaktan, ulkeme geri donme hayallerimi anlatirken enayi yaftasinin yapistirilmasindan, belirsizlik icinde bogulmaktan, sorgulamaktan, karsilastirmaktan, arayip bulamamaktan, iki ulke arasinda sikisip kalmislik hissinden, gidememekten, kalamamaktan, ozlemekten, gonlumun istedigini mantigimin almamasindan, mantigimin soylediklerini gonlumun yavan bulmasindan yoruldum.

GÜNLER PERİŞAN

yırtarak geçiyor kalbimizden /hayatı da törpüleyen zaman /şuramızda birşey var /acıya benzer /umuda benzer /böyle günlerde hayat /hem acıya, hem acıya benzer

Arkadaş Özger

Su akar, deli bakar…

Harika bir haftasonu gecirdim soylemesi ayiptir. Cuma gunu bir e-mail silsilesinin ardindan ertesi sabah Pennsylvania dolaylarindaki Delaware Water Gap denilen bolgeye dogru yola cikilmasi karari alindi. Oz, ben, Ayben ve Hans olaraktan yola ciktik. Hans’in Belcika’ya donmesine az kaldi. Duvara centik atma modunda. Dolayisiyla arabasini satacagindan son bir veda turu gerceklestirdik onun arabasiyla. Usta soforlugunu bizden esirgemedi sagolsun…Hic sikayet etmeden 6 saatten fazla araba kullandi.

Benim buyuk bir isguzarlikla 1,5 saat kisa oldugunu iddia ettigim yol meger Philly’nin once sehir merkezinden sonra da gettolarindan geciyormus. Dolayisiyla kisa olmamasi bir yana oldukca da sinir bozucuydu. Ayben okulun Newark’ta olmasina dua ede ede gecti gettolardan. Sonrasi harikaydi yolculugun. Manzara buyuleyiciydi yol boyunca. Sag tarafimizda Delaware nehri ve orman, solumuzda ara ara gordugumuz sirin evler vardi. Once Smithfield beach denilen bolgesine gittik devasa parkin. Nehrin o kisminda kumsal varmis da guya, girilip yuzuluyormus. Hayalkirikligi oldu tabi ki. 10$ verip girdigimiz parktaki kumsal ordek boxlariyla doluydu ve bir avuc cocuk, cocukluklarindan olsa gerek, o busbulanik dibinde ne olup bittigi asla ve asla bilinmeyen suda yuzup egleniyorlardi. Cimenlik kisimda guneslenip, tabi ki mangal yapan kalabalik cogunluktaydi. Neyse biz de bir golgelikte, sirin piknik masamizin uzerinde bizim nacizane nevaleleri indirdik mideye.

Bir cevre muhendisi olarak, babamin koyundeki tuvaleti saymazsam, ilk defa amerikanyada bu parkta susuz cevre dostu tuvalet kullanma firsati buldugumu belirtmeden gecemeyecegim. Ilk bakista goruntunun biraz urkutucu oldugunu itiraf etmeliyim. Igrenclik degil yanlis anlasilmasin, sadece klozetin kapagini kaldirinca gorulen bosluk ve verilen oksijen orani yuksek havanin sesini duymak urkutucu. Composting sonucu elde edilen malzemeye “humanure” deniyormus, guzel bir terim bence. Bu sistemin teknik yetersizlikten veya ilkellikten degil de cevre bilinciyle uygulaniyor oldugunu gormek guzel.

Neyse bu kadar bk muhabbeti yeter degil mi? Ogle yemeginden sonra rotayi Bushkill Selalelerine cevirdik. Nam-i diger “The Niagara of Pennsylvania”. Cok da iyi yapmisiz, buyuleyici bir mekandi. Diger parka $10 verdikten sonra kisi basi $9 vermek biraz koysa da baslangicta sonrasinda fazla fazla degdigi konusunda hemfikirdik. Gordugumuz 4-5 tane selalenin arasinda saniyorum en buyuleyici olan gokkusagi olusturaniydi. Hepimiz o heyecanla selalenin onunde poz vererek bayik studyo fotograflarina benzedigini daha sonra farkettigimiz fotograflar cekildik.

Gunumuzu Philly’de Belcika birasi esliginde midye, Belcika barnak patatesi yiyerek noktaladik. Gunumuz guzeldi biz de guzellestik…Donuste herzamanki gibi hic kasmayarak sizdim arabada.

park

zebaha kadar dens

Daha yeni basladik gunluk yazmaya hemen ektim 2 gun. kotu hissettim kendimi vallahi.

ha bu arada Turkce karakterlerle yazmadigim yetmiyormus gibi bir de ustelik cumlelerden sonra buyuk harfle baslamayasim var. Oz bilir zaten iki barnagimla 10 tosbaga gucundeyim yipratiyor buyuk harfler.

Buyurun iste…simdi biri geldi haftaya pazartesi toplantida kim not tutacak diye sordu ben de “Brad” dedim, dedigimden eminim. kiz bana uzun sure bakti, her hafta yaninda oturdugu cocugu tanimiyor olamaz ben mi yanlis soyledim diye dusunurken bir kere daha sansimi deniyim diyerekten tekrarladim “Brad” diye…her hafta senin yaninda oturuyor ya dedim. haa “braaad” dedi. ohannes.

YurttanSesler diye bi websitesi var biz gurbetcilere birebir. Pandora gibi isliyor. Kisaca uye olduktan sonra calan sarkilara, sarkicilara oy vererek kendi tarzinizi olusturuyorsunuz yavas yavas. Ne kadar oy verirseniz o kadar iyi anliyorsunuz birbirinizi radyoyla, o da sizin suyunuza gidiyor, sevdiginiz tarzda tingirdatiyor. O yuzden boyle gereksiz seylerde hirs yapan bendeniz labda gecirdigim uzun saatlerden birinde oturdum ve butun sarkisi listesini A dan Z ye tarayip hepsine oy verdim. ama sonra ben rahat ettim. benim radyo sakir sakir ezginin gunlugu, mercan dede, zuhal olcay, bulent oltacgil, ceza, bulutsuzluk ozlemi, gripin, duman, unutulmaz Turk film muzikleri falan calabiliyor.

Dun aksam bizim klasik grupla Timothy’s e gittik. Burgerlar basarisizdi ama muhabbet iyiydi. calistigim yerde firtinali bir sekilde tanistigim ama sonradan kanka oldugum dansci kiz, Liz, carsamba aksamlari orada salsa dersleri veriyor. giris paralarimizi verdik ilk dersimizi aldik Oz’le. pek bi basarisizdik itiraf etmek gerekirse. ben Oz’u ters yonden donerek delirttim o da beni odun gibi durarak. birkac kere “sen daha sagini solunu bilmiyorsun daha ben ne dansedeyim zaten tiskiniyom salsa muziginden, hep ayni ritim bayiyo” diyerek oturmaya kalkti ama ikna ettim. bizim zavalli halimizi goren Ayca, Oz’e biraz biseyler gostermeye kalkinca arkamizda zulaya yatmis bizi izleyen afrikali oglan kapti bir iki dondurdu beni. adi Eke imis. guzel dansediyordu. ters yone donme numaralarimi ona da cektim ama pes etmedi. hatta inatla bir iki degisik figur daha gosterdi bana.

Valla annemin lafidir zörül zörül terledim dansederken.  iyi spor yaptik eglenerekten. Ayca bachata diye bi cesit latin dansi yapti oradaki biriyle. adamcagiz 7 sene ders almis. aman yarabbi, baktik kaldik…o ne zarif hareketler, o ne uyum…ustelik bir de demesin mi o hareketleri youtube den bachata videolari seyrederek ogrendim diye. oy needem, nerelere gidem???

Ofiste yalnizdim yine bugun. sIkIntidan patladim. Havaya da coktu ki bir kara bulut, icimi sIktI iyice. Asliberry olmasa zaman nasil gecerdi bilmiyorum. cok guldum unutulmaz diyaloglarina. Sonra bir ara Liz geldi geyik yaptik uzun sure. Benden 10 yas kucuk soylemesi ayiptir ama birseyler paylasabiliyoruz. bazen yapmadigi maymunluk kalmiyor, bazen de gayet akilli akilli laflar ediyor. Dinden falan bahsettik, dans grubundakilerin dedikodusunu yaptik bugun biraz. Sonra cividik yine south parktan Cartmanin taklidini yapti bana, yardi.

Yabancisin buralara…

Bugun oglene dogru calistigim yerin tam karsisindaki ogrenci isleri binasinin bulundugu sokak polislerce kapatildi, kimsenin gecisine izin verilmedi. Belli ki ciddi bir durum var trafik kazasi gibi gorunmuyor diye yorum yaparken okulun web sayfasindaki duyurudan anlasildi ki bir e-mail uzerine binada bomba alarmi yapilmis ve calisanlar binadan cikarilmis. Saatlerce suren inceleme sonunda binada bombaya falan rastlanmamis neyse ki hayat tekrar normale dondu.

Yabanci olmak uzun suredir uzerinde kafa patlattigim bir konu. Son zamanlarda daha cok dusunmemin nedeni de kisaca yabanci oldugumu daha fazla hisseder olmam. E neredeyse 6 senedir oralardasin yeni mi aklin basina geldi diyeceksiniz. Biraz oyle aslinda. Doktora sirasinda etrafimdaki cogu insan dogal olarak diger doktora ve master ogrencileriydi, ki neredeyse hepsi farkli ulkelerden gelmisler farkli aksanlarla ingilizce konusuyorlardi. Kimi zaman birbirimizi bile anlamakta zorlandigimiz zamanlar az degildi. Oysa hayat bir iluzyonmus o zamanlar ey sevgili okur…Sudan cikmis baliga donmem simdi calistigim yere girmemle basladi. Koskoca binadaki 2 yabancidan biriydim. Birakin yabancilara alisik olmayi, tum hayatlarini bu eyalette gecirmis insanlar neredeyse komsu eyaletten birine yabanci muamelesi yapabilecek kadar konudan bihaberlerdi. Dolayisiyla ne dedigimden cok nasil dedigime, ne oldugumdan cok nereli olduguma dikkat edilir oldu. O kadar yorucu bir hal aliyor ki zaman zaman birgun olmasa diger gun gozune kulagina batiyor bir bakis, bir laf.

Zaten Turkiye’ye donmeyi kafaya koymus olan bendeniz bu yabanci olma meselesine tepemin atik oldugu zamanlarda kendi ulkemdeki kosullar nasil olursa olsun buradaki köksüzlük hissini tekrar yasamayacagimi hayal ederek avunuyorum.

Hoş orada da artık baska açılardan azinlik muamelesi gorecegiz ama…Bu konuyu bir baska zamana birakmakta fayda var…Iki derin konu uyutmaz adami gece gece.

Merhaba

Merhabalar! Ne acidir ki uzun zamandir rapor, makale, ozgecmis ve niyet mektubu disinda birseye imza atamamis su zavalli parmaklarimdaki pasi, kafamdaki sisi dagitmanin zamanidir ey dostlar.

Hadin bakalim hosgeldik!

En cok da papatya yakismaz mi yeni baslangiclara?


|